Skip to content Skip to footer

Bugün için HIV’in 1960 yılında ortaya çıkmasına rağmen bu dönem “sessiz dönem” olarak adlandırılır. 1970’li yıllarda yayılımı tıp dünyasının dikkatini çekmeye başlayan HIV enfeksiyonu uzun yıllar boyunca Afrika’nın uzak bölgelerinde sınırlı kalmıştır. Daha sonra virüs bütün dünyaya yayılmıştır.

Enfeksiyonun ortaya çıkışı 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Newyork ve Kaliforniya eyaletlerinde çok nadir görülen, Pneumocystis Pnömonisi (PCP) ve Kaposi Sarkomu (KS) olan iki hastalığın yaygın olarak rapor edilmesiyle başlamıştır. Önceden genelde yaşlı ve bağışıklık sistemi düşük olan kişilerde nadiren rapor edilen bu hastalıkların bildirimindeki artış dikkat çekici olmuştur. Ancak bildirimlerin özellikle erkeklerle seks yapan erkekler arasında görülmesi nedeni ile hastalığın sadece eşcinsel erkekler arasında görüleceği düşünülmüştür. Daha sonra damar içi ilaç kullanıcılarında da görüldüğü fark edilmiştir.

1982 yılında rapor edilen vakaların tümünde edinilmiş bir bağışıklık yetmezlik saptanmasıyla ve daha önce literatürde rastlanmayan yeni bir hastalık olması sebebiyle Haziran ayında ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention, CDC) tarafından hastalığın ismi “Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu (AIDS)” olarak ifade edilmiştir. AIDS dünyada HIV enfeksiyonuna dair tanımlanmış ilk kavram olmuştur. Aynı yıl enfeksiyonun yalnızca cinsel ilişki aracılığıyla değil kan nakliyle de geçtiği tespit edilmiştir.

HIV ile yaşayan bireylerin örgütlenmeye başlayarak destek grupları kurmaları da yine bu yıllara denk gelmektedir. Terrence Higgens Trust bu yıllarda HIV aktivizmine başlamıştır ve adına kurulan vakıf hala hizmet vermektedir.

1981 yılından 1983 yılına kadar HIV’in bulaş yollarına dair kesin bir bilimsel bilgi bulunmamaktaydı. 1983 yılına gelindiğinde HIV’in geçiş yollarının neler olduğu bulunmuştur. İlk yıllarda erkeklerle seks yapan erkeklerde görülen enfeksiyonun kadınlar arasında da görüldüğü aynı yıl anlaşılmıştır. Böylece HIV enfeksiyonunun yalnızca bir cinsiyeti ya da cinsel yönelimi etkilemediği, tüm insanlık için risk oluşturduğu ortaya çıkmıştır. 

1984 yılında Afrika’da enfeksiyonun yayılımı ciddi oranda artmıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinde ve Fransa’da ayrı ayrı çalışan iki grup hastalığa neden olan virüsü bulduklarını benzer zamanlarda açıklamışlardır. Amerika’da, Uluslararası Kanser Enstitüsünde AIDS’e neden olan virüs izole edilmiş ve İnsan T hücre lenfotropik virüs Tip-3 (HTLV-3) adı verilmiştir. Fransa’da, Paris Pasteur Enstitüsü’nde, AIDS’e neden olan virüs enfekte olmuş lenf bezinden izole edilmiş ve “Lenfadenopati bağlantılı virüs (LAV)” olarak adlandırılmıştır.  

1985 yılında LAV ve HTLV-3’ün aynı virüs olduğu gösterilmiştir. Aynı yıl kişilerin virüs ile karşılaştığını yani virüsü aldığını tespit edebilmek için antikor testi üretilmiştir. Antikorları tespit etmek için geliştirilen ELISA yöntemi Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) tarafından lisans almıştır.

HIV’in anne sütüyle bulaştığı ilk kez rapor edilmiştir. HIV bulaş yollarına dair halkın bilinçlendirilmesi için farkındalık çalışmalarına başlanmıştır.

1986 yılına geldiğimizde ABD hükümeti virüsün ismini HIV olarak açıklamış, takip eden yıl iki ilaç ruhsatlandırılmış ve resmi ilaç olarak kabul edilmiştir. Aynı yıl Amerikalı ünlü model Gia Carangi AIDS’e bağlı diğer hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmiş ve dünyada AIDS nedeniyle yaşamını yitiren ilk kadın ünlü olmuştur.  

HIV’in tanımlandığı ilk yıllarda vaka sayılarının az olması sebebiyle yaygın bir enfeksiyon olmayan HIV’e yeterince ilgi gösterilmemiştir. Ancak zaman içerisinde enfeksiyonun kadınlarda da görülmesi ve özellikle enfekte olan kadınlardan bebeklere geçişin artmasıyla birlikte dünya üzerinde önemli bir mesele olduğu görülmüştür. Bu durumu önemseyen ve dikkate alan tıp dünyası başta olmak üzere çeşitli kuruluşlar ve kişiler toplumda HIV farkındalığını arttırmak, korunma ve önleme yöntemlerini anlatmak amacıyla faaliyetler düzenlemeye başlamışlardır. 1988’de hem HIV enfeksiyonuna dair bilincin arttırılması hem de  AIDS ile ilişkili komplikasyonlar sebebiyle hayatını kaybeden insanların anılması amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1 Aralık tarihini Dünya AIDS Günü olarak ilan etmiştir. Aynı yıllarda enfeksiyonun tedavisinde etkili ikinci bir ilaç da bulunmuştur. 1990’lı yılların başında HIV enfeksiyonunda mücadelede “kırmızı kurdele” sembol olarak kabul edilmiştir.

1994 yılında zidovudin adlı ilacın anneden bebeğe geçişi azaltmak için kullanımına izin verilmiştir. 1995 yılında Amerika’da 25-44 yaş arası kişilerde AIDS en önemli ölüm sebebi olmaya başlamış, bir milyonu aşkın AIDS evresinde HIV ile yaşayan hasta rapor edilmiştir. 1996 yılında dünyada AIDS evresinde gelişen komplikasyonlar nedeniyle ölen kişi sayısı dokuz milyona ulaşmıştır. HIV tedavisinde etkili bir ilaç daha bulunmuş ve birden fazla ilacın tedavide birlikte kullanımına başlanmıştır. Yine aynı yıl DSÖ’ye göre HIV enfeksiyonunun  dünyanın dördüncü büyük sağlık sorunu olduğu açıklanmıştır.

2001 yılında Birleşmiş Milletler tüm dünya ülkelerini bir araya getiren bir özel oturum düzenlemiş ve enfeksiyonun kontrolüne yönelik uzun vadeli hedefler belirlenmesine vurgu yapmıştır.

2003 yılında Birleşmiş Milletler tarafından HIV enfeksiyonu, tüberküloz ve sıtma mücadelesini güçlendirmek için “Küresel Fon” kurulmuştur.

2004 yılında Doğu Avrupa bölgesi ve eski Sovyet Bloku ülkelerinde yeni olgular beklenenin çok çok üstünde artmıştır.

HIV tedavisinde birden fazla ilacın kombinasyonunun kullanılmasında günde bir kez tek tablet alınan ilaçlar 2006 yılında kullanılmaya başlanmıştır.

2007 ‘de DSÖ/UNAIDS, HIV geçişinde koruyucu olduğu için sünneti önermiştir. Aynı yıl tedavi gruplarına iki yeni grup eklenmiştir.

2009 yılında DSÖ/UNAIDS enfeksiyon yayılımının azalmakta olduğunu bildirmiştir.

2010 anneden bebeğe bulaşmanın önlenmesi temas öncesi koruyucu tedavi ve sünnetle ilgili ümit verici çalışmalar yayımlanmıştır. Günümüzde gelinen nokta ise HIV ile yaşayan anne ve babaların HIV negatif bebeklerinin dünyaya geldiği bilgisidir. 

2012 yılında Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, temas öncesi önleyici tedavi için onay vermiştir. Oxford’da HIV aşısı çalışmaları, HIV enfeksiyonuna yönelik aşının geliştirilmesi amacıyla uzun yıllardır devam etmektedir.  

2016 yılında HIV alanında devrim niteliğinde bir bilimsel gelişmeyi ifade eden Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) kampanyası başlamış ve bu mesaj başta Amerika, Kanada ve İngiltere olmak üzere pek çok ülkenin sağlık otoritelerince ulusal tedavi kılavuzlarına alınmıştır. B=B, HIV ilaçlarını düzenli kullanan ve viral yükleri baskılanmış HIV ile yaşayan kişilerin, virüsü korunmasız cinsel ilişki yoluyla hiç kimseye bulaştırmayacaklarının bilimsel olarak onaylandığı anlamına gelir. “Belirlenemeyen=Bulaştırmayan” ifadesi Dünya Sağlık Örgütü, UNAIDS, CDC, ECDC gibi HIV alanının saygın otoritelerince kabul edilmiştir. 

Günümüz dünyasında HIV enfeksiyonu bu tarihsel gelişim süreci dikkate alındığında kronik bir enfeksiyon olarak tanımlanmaktadır. Antiretroviral tedavi ile birlikte kişilerin hayat standartlarında bir düşüş beklenmeksizin yaşam süresi olağan şekilde devam etmektedir. Yine AIDS ile ilişkili komplikasyonlar sebebiyle hayatını kaybeden kişilerin sayısı da antiretroviral tedavi ile birlikte düşmektedir. HIV enfeksiyonu küresel bir halk sağlığı sorunudur ve hala çözülmesi gereken bazı zorluklar bulunmaktadır. Ancak, ilerlemeler antiretroviral tedavide ve HIV önleme stratejilerinde sağlanmıştır. Ayrıca dünya genelinde HIV ile mücadele için uluslararası kuruluşlar, hükümetler, sivil toplum örgütleri ve sağlık çalışanları arasında ortak çabalar devam etmektedir.