Haklar

HIV ile yaşayan bireyler diğer bireylerle aynı haklara sahip olmakla birlikte özel gerekçeler nedeniyle bir kaç başlıkta farklı uygulamalar mevcuttur. Bu bölümde temel haklar ve farklı uygulamalar üzerine yoğunlaşılmıştır.

 

Mahremiyet

HIV enfeksiyonuna karşı toplumsal bilinç düzeyinin oldukça düşük olması sebebiyle, HIV ile yaşayan bireyler, sağlık durumları başka kişiler tarafından öğrenildiği andan itibaren çeşitli hak ihlallerine ve sosyal izolasyona (yalnızlık) maruz kalabilmekteler. Bu sebeple enfeksiyonun ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren hasta mahremiyetine önem verilmektedir.

 

 Anayasa Mahkemesi 2014/19081 başvuru numaralı T.A.A kararının 59. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere kişisel veri kavramı -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder. Ad, soyad, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, öz geçmiş, resim, görüntü ve ses kaydı, parmak izleri, sağlık bilgileri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, alışveriş alışkanlıkları, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamında olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla sağlık bilgileri Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel veri niteliğindedir.

 

HIV ile yaşayan bir bireyin kişisel veri niteliğindeki sağlık durumu bilgisi kişisel verileri koruma kanunuyla korunmakla birlikte bireyin rızası olmaksızın paylaşılması aynı konuna karşı gelmek ve Anayasa’nın 20. maddesini ihlal etmektir.

 

Kan ve Organ Bağışı

1987 yılında kan nakliyle HIV enfeksiyonunun geçişini engellemek amacıyla kan ve kan ürünlerinin taranması zorunlu hale getirildi. Bu dönemden itibaren alınan tüm kan bağışlarına ileri tetkiklerle taramalar yapılır ve bağışçının HIV ile enfekte olması halinde kan imha edilerek bağışçı sisteme kaydedilir. Kanında HIV saptanan kişinin bağışçı olmasına izin verilmez. Aynı yöntem organ ve kemik iliği nakillerinde de kullanılır ve bireylerin bağışçı olmasına izin verilmez.

 

Askerlik ve Polislik

Askerlik yükümlülüğü bulunan ve HIV ile yaşayan bireyler, askerliğe elverişli değildir. HIV ile yaşayan erkeklerin tanıyı aldıkları tarihten sonra devam eden yükümlülükleri varsa askerlik şubesine başvurarak muafiyet işlemlerini tamamlamaları gerekir. HIV ile yaşayan bireylerin polis olmalarına da müsaade edilmez.  Bu işlemler ya da askerlik görevi sırasında tanı alan bireyler için ayrıntılı bilgi HIV ile Yaşamak bölümünde anlatılmıştır.

 

Evlilik

HIV enfeksiyonu ile yaşayan bireylerin hastalıklarından dolayı evlenmelerine bir engel bulunmamakla birlikte evlilik işlemleri sırasında hekimlerini bilgilendirmeleri gerekmektedir. Evlilik işlemlerine ait detaylı bilgi HIV ile Yaşamak bölümünde Ev/Evlilik, İş ve Tüm Sosyal İlişkiler başlığında detaylı olarak anlatılmıştır.

 

Üreme

HIV her ne kadar cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon olsa da cinselliği yaşamaya engel olan bir enfeksiyon değildir. Bireylerin evlenme hakları baki kaldığı gibi üreme ve çocuk sahibi olma hakları da vardır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir kaç tıbbi konu bulunmaktadır. Çocuk sahibi olmaya yönelik detaylı bilgi HIV ile Yaşamak bölümünde Çocuk Sahibi Olmak bölümünde anlatılmıştır. 

 

Eğitim

HIV ile yaşıyor olmak örgün eğitim almaya engel değildir. HIV’in sosyal ilişkilerle bulaşmıyor olmasından dolayı okul içinde eğitim/öğretim faaliyetleri sırasında herhangi birine HIV geçişi mümkün değildir.

 

Ancak askeri lise, üniversite, polis akademileri gibi özel okulların öğrenci alımları sırasında HIV taraması yapılır ve HIV ile yaşayan bireyler bu okullara kabul edilmezler.

 

Çalışma

 

HIV/AIDS salgın halini almaya başlamasıyla etik ve yasal alanlarda tartışmalara ve de ilgili uluslararası kuruluşların, devletlerin konuyla ilgili mevzuat çalışmalarına başlamalarına sebep olmuştur (PYD, 2008a). 1996 yılında Uluslararası HIV/AIDS ve İnsan Hakları Danışma Kurulu toplanarak ‘Uluslararası HIV/AIDS ve İnsan Hakları Rehberi’ni hazırlamış; ILO ise, 2001 tarihli ‘HIV/AIDS ve çalışma yaşamıyla ilgili ILO uygulama ve davranış kuralları’ belgesinde HIV ile yaşayan bireylerin çalışma yaşamında ayrımcılık ile karşılaşmamaları yönünde atılması gereken adımları sıralamıştır. Buna göre öncelikle HIV/AIDS’in iş yaşamı ile ilgili bir ‘sorun’ olarak gündeme alınması gereklidir:

 

HIV/AIDS iş yeriyle ilgili bir sorundur ve bu nedenle bu soruna da iş yeriyle ilgili başka herhangi bir ciddi hastalıkta/durumda nasıl yaklaşılıyorsa öyle yaklaşılmalıdır. Böyle bir yaklaşım, sorun yalnızca iş gücünü etkilediği için değil, aynı zamanda yerel topluluğun bir parçasını oluşturan iş yeri açısından da önemli olduğu için de gereklidir. Esasen, topluluğun, salgının yayılmasını önleme ve etkilerini azaltma açısından oynayacak önemli rolü vardır (m. 4.1).

 

Ayrımcılık ile ilgili olarak ise ILO, ‘insan onuruna yaraşır iş’ ilkesi çerçevesinde aşağıdaki tespiti yapmaktadır:

 

İnsana yakışır iş, HIV/AIDS’le yaşayan insanların insan haklarına ve saygınlıklarına gerekli özeni gösterme ilkeleri açısından, çalışanlara, gerçek ya da yakıştırılan HIV enfeksiyonu nedeniyle herhangi bir ayrımcılık yöneltilmemelidir(m. 4.2).

 

ILO’nun tavsiye kararları arasında, HIV testinin iş için başvuran ya da halen çalışan insanlardan talep edilmemesi gerektiği, çalışanların bu tür bilgileri işveren ya da iş arkadaşlarına verme yükümlülüklerinin olmadığı, HIV enfeksiyonunun işten çıkarma için bir gerekçe olamayacağı, hükümetlerin ulusal HIV/AIDS programlarında çalışma yaşamının da yer alması gerekliliği ve hem hükümetlerin hem de işveren ve işçi kuruluşlarının HIV ile yaşayan kişilerin sosyal güvenlik ve mesleki programlarının sağladığı koruma ve yardımlardan eksiksiz biçimde yararlanabilmelerini sağlamak için ihtiyaç duyulan bütün adımları atmaları gerekliliği yer almaktadır (ILO, 2001).

 

Günümüzde pek çok ülkede HIV ile yaşayan bireylere özel olarak geliştirilmiş iş yaşamında ayrımcılığı önlemeye yönelik ulusal düzenlemeler mevcuttur. Örneğin güncel ve kapsamlı bir yasa olan Pakistan HIV/AIDS yasası, 50’den fazla kişi çalıştıran tüm kamu ve özel kuruluşların kurum içi HIV/AIDS politikası geliştirmeleri ve uygulamaları gerektiğini öngörmektedir. Öte yandan HIV statüsünün bazı ülkelerde engellilik ve malulen emeklilik yasaları kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Örneğin İngiltere’de engellilerin ayrımcılıktan korunmasını düzenleyen kanun 1995 yılı itibariyle HIV-pozitif olma durumunu da kapsamına almıştır (Köylü, 2011).

 

Türkiye’de çalışma hayatını düzenleyen yasaları inceleyen hukukçular (PYD, 2008a) yasalarda HIV’le yaşayan bireylere yönelik ayrımcılık içeren bir düzenlemenin olmadığı sonucuna varmışlardır. Sağlık Bakanlığı’nın resmi açıklamaları (2008) Türkiye’de HIV ile yaşayan bireylerin ‘diğer herkesle eşit haklara sahip olduğu’ yönündedir. Ayrıca Türkiye UNGASS HIV/AIDS Deklarasyonu’na (2001) imza atmış, böylece ‘AIDS ile mücadele için insan haklarının geliştirilmesi ve HIV ile yaşayanlara yönelik damgalama ve ayrımcılığın önlenmesi’ için çalışmayı taahhüt etmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 48’inci maddesine göre herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Dolayısıyla HIV’le yaşayanların diledikleri alanda çalışma hakları vardır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Gökengin’in de ifade ettiği gibi, başta gıda ve sağlık sektörü olmak üzere HIV ile yaşayanların çalışmalarında tıbbi bir engel de bulunmamaktadır (Güzelay, 2008). HIV ile yaşayan bireylerin HIV statülerini çalıştıkları iş yerine bildirme zorunlulukları da yasal olarak mevcut değildir.

 

Öte yandan Anayasa’nın 49. maddesi çalışma hakkı ve ödevini tanımlamaktadır. Buna göre devlet çalışanların hayat seviyesini yükseltmek ve çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumakla yükümlüdür. Bu bakımdan, HIV/AIDS ile yaşayan bireyler dahil kimseye iş yerinde ayrımcılık uygulanamaz. Bununla birlikte, özellikle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan hükümlerin ayrımcı uygulamalarda gerekçe olarak kullanılabildiği gözlenmektedir (PYD, 2008a). Bu maddeler, sağlığa bağlı sebepler ile iş sözleşmesinin süresinin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeden işçi ve işveren tarafından feshedilebileceği halleri açıklamaktadır. Buna göre ‘bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulma’ ve işçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve iş yerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda’ iş akdinin derhal feshi olanaklı kılınmaktadır. Bu tür bir gerekçe ile HIV ile yaşayan bir bireyin işine son verilen bir vakada, Yargıtay konuya açıklık getirerek, ayrımcı uygulamayı tespit etmiştir:

Unlu mamuller üreten iş yerinde üretim hattında çalışan davacı işçinin “ağır” işlerde çalışamayacağı, normal işlerde çalışmasına bir engel olmadığı" yönünde verilen Sağlık Kurulu raporu üzerine iş akdi 4857 sayılı kanunun 25. maddesine istinaden işveren tarafından feshedilmiştir. Ancak bu halde bile fesih son çare olmalıdır. İş yerinde davacı işçinin çalışabileceği bir iş olup olmadığı araştırılmalıdır.

 

Türkiye Anayasası’nın devleti engelli bireylerin korunması ve güçlendirilmesi konusunda tedbirler almaya yükümlü kılsa da, HIV statüsünün engellilik kapsamına alınıp alınamayacağı bir tartışma konusudur. Hasta olma durumuna yol açmadığı taktirde dahi HIV ile yaşamak günlük yaşamda ‘engeller’ doğurduğundan, HIV statüsünün engellilik kapsamına alınabileceği değerlendirilmektedir (PYD, 2008a).

 

Pınar Öktem TÜRKİYE’DE HIV/AIDS İLE YAŞAYANLARIN ÇALIŞMA HAKKI İHLALLERİ: YASAL ÇERÇEVE VE ALANDAN ÖRNEKLER

http://www.sosyalhaklar.net/2014/bildiriler/oktem.pdf 

 

 

Sağlık Hizmetlerine Erişim

Her bireyin sağlık hizmetlerine eşit erişim hakkı bulunmaktadır. Irk, dil, din, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken, sosyoekonomik durum, sosyokültürel durum vb gibi sebeplerle kimse sağlık hizmetlerine erişmekten men edilemez.

 

HIV ile yaşayan bireylerin enfeksiyon hastalıkları dışındaki birimlerden faydalanırken uygulanması gereken standart dışı bir uygulama söz konusu değildir. Kimse HIV enfeksiyonu nedeniyle ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetini almaktan yoksun bırakılamaz.

 

HIV ile yaşayan bir bireye herhangi bir tıbbi müdahale sırasında standart enfeksiyon kontrol ve sterilizasyon kurallarını uygulamak yeterlidir. Standart uygulamaların dışındaki tüm işlemler hasta haklarının ihlali sayılmaktadır.

 

Hak Arama

 

Tüm bireyler kanun önünde eşit oldukları gibi, adli süreçlerde hak ve hürriyetlerini savunma ve arama hakkına da eşit oranda sahiptir. Ancak HIV ile yaşayan bireylerin karşılaştıkları hak ihlalleri sonrası yargı yolunu kullanma motivasyonları, davaların 3. kişilere açık yapılıyor olması, kamuya açık tüm belgelerde kişinin kimliği ve tanısının açıkça yer alıyor olması nedeniyle düşüktü. Hak ararken ifşa olarak toplumsal ön yargılara maruz kalma korkusuyla bireyler ihlali kabullenme yolunu tercih etmekteydi.

 

Ancak 2014/19081 başvurulu numaralı T.A.A başvurusunda Anayasa Mahkemesi Şubat 2017 tarihli kararında, 2010 yılında iş mahkemesinin T.A.A’nın davaya konu enfeksiyonunun toplumsal etkileri ve olası zararlarını gerekçe göstererek yargılamanın 3. kişilere kapalı yapılması talebini reddetmesi hakkında verdiği kararda;

 

İş mahkemesinin başvurucunun yargılamanın 3. kişilere kapalı yapılması talebini reddetmesi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya tazminat verilmesine hükmedilmiştir.

 

Bu karar HIV ile yaşayanların kimlik ve sağlık bilgilerinin yer aldığı tüm mahkemelerde emsal karar olarak kullanılacak ve yargılamanın 3. kişilere kapatılmasının Anayasal bir hak olduğunu gösterecektir.